Ana Sayfa  •  Yazarlar  •  Plak Klübü  •  Ziyaretçi Defteri  • Kitaplık  • Linkler  • İletişim

 

 

 

Tarihe Maya Çalan Hoca
Ercan İmre

8-10 Haziran arasında Sivrihisar Nasrettin Hoca Şenlikleri kapsamında kutlamalar yapıldı. Nasrettin Hoca 13. yüzyılda Eskişehir'in Sivrihisar İlçesinin Hortu yöresinde doğdu. Kesin olmamakla birlikte 1208-1284 yılları arasında yaşadığı sanılmaktadır. Daha sonradan yerleşip yaşadığı Akşehir'de öldü. Nasrettin Hoca'nın yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

Aradan geçen 700 seneye rağmen hâlâ Anadolu Türk halk kültürünün özelliklerini bulduğumuz Nasrettin Hoca, güzel ve güldürücü olduğu kadar bir ders alma niteliği taşıyan fıkraları yalnız Türkiye'de değil bir çok ülkede de seviliyor.

Nasrettin Hoca'nın yaşadığı 13. yüzyılda da düzenin bozukluğu,rüşvetin ve haksızlığın başını alıp gittiği bir devre ait fıkraları, bugünkü devirde de geçerli. Bugünkü gidişle belki gelecek yüzyıllarda da geçerli olacak.

Günümüzse Nasrettin Hoca Dünya kültür Mirasının, ortak değerlerinden bir tanesi. UNESCO 1996 senesini Nasrettin Hoca yılı ilan edip bir dizi etkinlikle Nasrettin Hoca'yı tün dünya uluslarına daha yakından tanıtıp, sevdirmeye çalışmıştı.

Nasrettin Hoca'ya fıkralarındaki gülmece unsuru yanında, felsefi yönü ve fikir derinliğine inerek bakmak gerekir. Hoca her ne kadar 13. yüzyılda da yaşasa da zaman ve mekan olarak geniş bir coğrafyaya yayılmıştır ve zamanla Türk halkının nizah ve kıvrak zekasının ortak ürünü olmuştur.

Bu gün artık Nasrettin Hoca'nın hikayelerinde geçen anektodlar o kadar günlük hayatımızı girmiştir ki biz bunların çoğunu nerdeyse her gün farkında olmadan kullanıyoruz "Ben sağlığında hep buradan giderdim", "Ye kürküm ye", "Fincancı katırları", "Parayı veren düdüğü çalar", "Bindiği dalı kesmek".

Nasrettin Hoca gülmecelerin de dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmeceler de eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar.

Sahipsiz Eşek

Plak dünyasında da Nasrettin Hoca geniş bir yer bulmuştur fıkraları onlarca plağa konu olmuştur. Bu haftaki plağımız Danimarka da yaşayan bir Türk müzisyen olan Atilla Engin tarafından hazırlanmış. Plakta çocuklar için bestelediği çocuk şarkılarıyla beraber Nasrettin Hoca hikayelerine de yer verip kendi sesiyle anlatmış. Plağımızdaki diğer ilginç bir not ise kapak fotoğraf ve tasarımını Kim Schumacher, çizgi resimlerini ise Hjalmar Sandoy isimli iki Danimarkalının yapmış olması.

Bir gün hoca karısına sorar:
-Hatun bir kimsenin öldüğü nasıl anlaşılır.

Karısı da cevap verir:
-A efendim bunu bilmeyecek ne var eli ayağı soğur.

Hoca bir kış günü dağa odun kesmeye gider. Dönüşte soğuktan ve yorgunluktan titremeye başlayınca, galibe ben ölüyorum bizin hatunun söylediği gibi elim ayağım donuyor diye düşünerek boylu boyunca yere serilir. Kendisi bir tarafta eşeği bir tarafta kalır. Tam o sırada bir kurt sürüsü belirir ortada, hoca beni öldü sanırlar ne olursa bizim eşeğe olur ama bende kurtulurum ya der, ölü gibi yatmaya devam eder. Kurtlar ise eşeğe saldırıp parça parça ederler ve afiyetle yemeye başlarlar. Bunu gören hoca yattığı yerde dayanamaz başı kaldırıp:

-Buldunuz sahibi ölmüş eşeği yiyin bakalım yiyebildiğiniz kadar der.

 

 

 

 


RecordTurk © 2006