| Nazım Hikmet'i Getirdiler
Ercan İmre
Geçtiğimiz haftalarda ülkemizin onca yoğun gündemi
arasında yine yaşanmaması gereken tartışmalar yaşandı. Muğla'nın
Milas İlçesi Anadolu Lisesi'nde düzenlenen şiir dinletisinde Nazım
Hikmet'in 'Vatan Haini' adlı şiirini okuyan bir öğrenci kaymakam
Hulusi Doğan'ın talimatıyla gözaltına alındı. Liseli genç üç saat
sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı. 3 Haziran 1963 Nazım Hikmetin
ölüm yıldönümü, Moskova'da vefatının üzerinden tam 42 yıl geçmiş.
Bu toprakların yetiştirdiği dünyanın en büyük şairlerinden Nazım'ın
şiirlerini okumak hâlâ mı sakıncalı?. 2 Haziran 1970 yine ülkemizin
yetiştirdiği ünlü hikaye ve romancılarından biri olan Orhan Kemal'in
ölüm yıldönümü. Orhan Kemal'i de, gurbet elde Sofya'da kaybettik.
Farklı yıllarda ancak garip bir tesadüf eseri birer gün arayla ikisini
de gurbet elde kaybettiğimiz bu iki değerli sanatçımızın karşılaşmaları
da 1940 Aralık ayında Bursa Hapishanesi'nde oldu.
Tüm
hayatı hapishanelerde ve baskı ve zulüm içinde geçen Nazım'ın sonu
Bursa Hapishanesi'nde noktalanacak son mahkumiyeti şu şekilde oldu.
17 Ocak 1938 gecesi akrabası olan Celâleddin Ezine'nin evinde otururlarken
gelen polislerce tutuklanıp kısa bir süre İstanbul Tevkifhanesi'nde
bekletildikten sonra, Nazım Hikmet Ankara'ya Harp Okulu Komutanlığı
Askeri Mahkemesi'ne gönderildi. Kesinlikle beraat edeceğini umduğu
bu dava, 29 Mart 1938'de "askeri kişileri üstlerine karşı isyana
teşvik" suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkûm edilmesiyle sonuçlandı.
29 Ağustos 1938'de, hakkında açılan başka bir davada "askeri
isyana teşvik"ten, 20 yıl ağır hapse mahkûm oldu. İki cezası
birleştirilince 35 yıl tutuyordu. Mahkeme bunu çeşitli gerekçelerle
28 yıl 4 aya indirerek karara bağladı.
1 Eylül 1938'de İstanbul Tevkifhanesi'ne, 1940
Şubatı'nda Çankırı Cezaevi'ne, aynı yıl aralık ayında da Bursa Cezaevi'ne
gönderildi. Orhan Kemal Nisan 1938'de Niğde'de askerlik yaparken
"yabancı rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik" suçundan
yargılanarak, 27 Ocak 1939'da beş yıla hüküm giydi. Kayseri, Adana
ve Bursa cezaevlerinde yattı.
Ona kendimden fazla inanıyordum
Elimizde Bulgar baskısı olan plakta kendi sesinden
yıllar sonra bu karşılaşmayı Orhan Kemal şöyle anlatmış:
"1940 senesi kışıydı. Dikkat edin! 1940
dedim. O zaman harp çıktı devam ediyordu, fakat, henüz yanlız batıda.
Ben hapishane kaleminde evraklarla uğraşıyordum. Amirim olan hapishane
katibi postadan yeni gelmiş resmi evraka bakıyordu. Ooo dedi gözün
aydın, üstadın geliyormuş. Üstad da kim? Hiç bir üstadım filan yoktu.
Hadi hadi numara yapma, canım Nazım Hikmet işte,senin üstadın sayılmaz
mı? İnanamadım, elinde tuttuğu müzekkereyi uzattı, 14 Mayıs 1966
tarihinde bitecek olan ceza süresini doldurmak üzere tutuklu Nazım
Hikmet idarenizde bulunan cezaevine naklen gönderiliyor.
Bana hapishane bahçesinde dikilmiş zambakların
yeşil yaprakların üzerindeki karlar erimiş gibi, umumi afla serbest
bırakılmışım cezamın bitmesine kadar olan yıllar, birden tükenmiş
gibi geldi. Herkes gibi bende ona gıyaben hayrandım. Herkes gibi
kendini bilmeden onu seviyordum.
Muazzam
koca şair, idareden usulcacık çıktım, hapishanede şiir yazan kendilerini
şair sanan bizler 3 kişiydik. Necati, İzzet ve ben. Fakat, birincilik
bendeydi. Ne de olsa yazdıklarım basılıyordu. Koşmamak için kendimi
zor tutuyordum. Necati'nin koğuşuna gittim. Necati Nazım'ı İstanbul
tevkifhanesinden tanıyordu. Nazım'ın geleceğini duyar duymaz, Necati
bir çocuk gibi ellerini çırpmaya ve sıçrayıp hoplamaya başladı.
Yaşasın! sonradan aman dedi: Sakın ha şiirmiş, soruymuş canını sıkma
bundan hiç hoşlanmaz pılısını pırtısını toplar başka koğuşa gider.
İzzet'e de tembih et, 2 saat geçmeden bütün hapishane öğrenmişti.
Nazım'ı getiriyorlar. Aradan birkaç hafta geçti, yine böyle kurşuni
sisli bir sabah, evrak karıştırıp pencereden karla örtülü yeşil
zambak yapraklarına yine bakarken, Necati nefes nefese kaleme geldi.
Nazım Hikmet'i az önce getirdiler. İyice hatırlıyorum, kalemimi
elimden düşürdüm.
Müdürün yanına soktular. Ona senden bahsettim.
Şimdi neredeyse avluya çıkaracaklar. Bunları nefesi kesilerek bağırıyordu.
Elimi kaparak beni neredeyse çekmeye başladı. O kadar heyecanlıydım
ki, başım dönüyordu. Onu Benerci, Jacond, Bedrettin Destanlarını
yazan insanı şimdi görecektim demek.
Kapı açıldı gülümseyerek çıktı, göz göze geldik.
Mavi gözlerinde gülümsemesinde tertemiz apaçık bir şey vardı. Nereye
gitsem, ne yapsam gibi düşünürmüş gibi durakladı.S onra Necati'yi
gördü ona doğru gitmek istedi. Fakat Necati Nazım' doğru koşarak
beni takdim etti. Nazım askerce topuklarını birleştirerek ve yüzüne
ciddi bir ifade vermeye çalışarak kendini takdim etti.
'Ben Nazım Hikmet.'
İşte karşılaşmamız böyle oldu.
Böylece talebesi oldum. Ben de ona kendimden
fazla inanıyordum."
|